Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kur'an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni / Muazzez İlmiye Çığ

     Ortadoğu’nun kadim kültürleri ve semavi dinlerle olan bağı her zaman ilgimi çekmiştir. Fakat bu kitap, özellikle Kuran, İncil ve Tevrat’ın kökenlerini Sümer’e uzanan bir çizgide yeniden düşünmek açısından oldukça çarpıcı bir okuma sundu. Üç büyük dinin temel anlatılarının, çok daha eski bir inanç sisteminin izlerini taşıdığını görmek hem şaşırtıcı hem de zihni açıcıydı. Yazarın en dikkat çekici yanı, yalnızca Sümer tabletlerine dayanarak değil; aynı zamanda İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Müdürü ve ekibi tarafından hazırlanan açıklamalı Kur’an‑ı Kerim meali ile karşılaştırmalı bir okuma yapması. Böylece mesele, yalnızca arkeolojik bir yorum düzeyinde kalmıyor; dinî metinlerin kendisiyle somut bir bağ kuruyor. Bu yöntem, kitabı akademik anlamda daha güçlü kılıyor. Beni en çok etkileyen örneklerden biri Büyük Tufan (Nuh Tufanı) anlatısıydı. Aynı anlatının hem Sümer kaynaklarında hem Tevrat’ta hem de Kur’an’da yer alması; kültürel aktarımın, or...

Gılgameş / Muazzez İlmiye Çığ

    Gılgameş’in Peşinde: İlk Kahramanın İzleri   En eski hikâyeler bazen sanki çocukluğumuzdan beri içimizdeymiş gibi gelir. Toprağın sesine, rüzgârın uğultusuna karışmış bir fısıltı… Muazzez İlmiye Çığ’ın sade ve içten anlatımıyla tekrar okuduğum Gılgameş, bana tam da böyle hissettirdi: Elime yeni almış olsam da sanki hep içimdeymiş…   Dünyanın bilinen ilk yazılı destanı olan Gılgameş, bu kitapta şiirsel dilinden sıyrılıp düzyazıya bürünmüş. O taş tabletlerin sertliğini, insanın kalbine dokunan yumuşak bir sese dönüştürmüş. Eskiden destan hâlini okumuştum; bu defa Muazzez İlmiye Çığ’ın diliyle yeniden karşılaşmak hem tanıdık hem yepyeni bir deneyimdi. Kahramanlık hikâyesi anlatılıyor; ama asıl mesele insan kalbi…   “İnsan, ardında bıraktıklarıyla yaşar.”   Gılgameş ve Enkidu:  İlk Büyük Dostluk   Uruk kralı Gılgameş’in gururuyla başlar hikâye. Doğanın içinden çıkan Enkidu ise tam karşısına dikilir. Ön...

Uçurtmayı Vurmasınlar / Feride Çiçekoğlu

      Tellerin Ardındaki Gökyüzü: Uçurtmayı Vurmasınlar Ne de özlemişim seni Barış… Ne de hasret kalmışım o masumluğuna. Kaç sene oldu, dur şöyle bir hesap edeyim… Otuz seneyi geçmiş. Bir yıl üç yüz altmış beş gün olduğuna göre, ne kadar özlendiğinin hesabını sen yap Barış Feride Çiçekoğlu’nun kaleminden çıkan Uçurtmayı Vurmasınlar , bir çocuğun gözünden dünyayı, özgürlüğü ve insanı anlatıyor. Ama bu bir çocuk kitabı değil; çocuk gözünden yazılmış bir yetişkin gerçeği aslında. Barış, bir hapishanenin soğuk duvarları arasında büyüyen küçük bir çocuk. Onun dünyası tellerle çevrili, gökyüzü çerçevesiz ama sınırlı. Güneşi tellerin ardından gören, avluda birkaç saatliğine özgür kalabilen bir çocuk düşün… Ne kadar acı değil mi? Barış, kadın mahkûmlar arasında dolaşırken en çok İnci’ye yakınlık duyuyor. İnci onun için bir kuşun kanadında saklı bir inci tanesi gibi. İnci hapishaneden çıkınca yazdığı ilk mektubunda şöyle diyor: “Çerçevesiz gökyüzünü ve tel gölge...

Last Night (2010) – Sessizlikteki İhanet

                 🎬 Last Night (2010) – Sessizlikteki İhanet 📅 Gösterim yılı: 2010 🎭 Tür: Romantik drama ⏱️ Süre: 93 dakika 🎥 Yönetmen: Massy Tadjedin 🎭 Oyuncular: Keira Knightley, Sam Worthington, Eva Mendes, Guillaume Canet Bazı filmler yüksek sesle değil, sessizlikle konuşur. *Last Night* da tam olarak böyle bir film. Joanna (Keira Knightley) ve Michael (Sam Worthington), dışarıdan bakıldığında düzenli, sevgi dolu bir evliliğe sahip gibi görünürler. Fakat tek bir gece, hem birbirlerinden gizlediklerini hem de kendilerine bile itiraf edemediklerini açığa çıkarır. Michael, iş gezisine giderken yanında çalıştığı Laura (Eva Mendes) vardır. Joanna ise evde eski sevgilisi Alex (Guillaume Canet) ile karşılaşır. O gece, iki farklı şehirde, iki farklı “yaklaşma” yaşanır — biri fiziksel, diğeri duygusal. Film, bu iki çizgiyi paralel biçimde ilerletirken seyirciyi şu zor soruyla baş başa bırakır: Hangisi daha b...

Yolcu Yıldızları – Zeynel Özbalçık: Sıcak, Samimi ve Memleket Kokulu Bir Çocuk Yolculuğu

 Ne de özlemişim böyle sıcacık bir çocuk kitabını… Zeynel Özbalçık’ın Yolcu Yıldızları , hem hikâyesi hem de detaylarıyla okuyanı hemen içine çekiyor. Kitap, küçük Selim’in macera dolu yolculuğunu anlatıyor; bir ormanda başlayan sıradan serüven, çocuklara cesareti, dostluğu ve hayal gücünü öğretiyor. Her satırı ayrı eğitici, her satırı ayrı etkileyici. Tek kelimeyle: mükemmel. Kitabın en güzel yanlarından biri, Selim’in yolculuğu sırasında karşılaştığı Anadolu insanının yardımseverliği ve candanlığı. Her karşılaşma, çocuklara empatiyi ve paylaşmayı öğretiyor, okurken zihninizde canlanan sahnelerle adeta kitabın içine giriyorsunuz. Bir diğer harika detay ise Selim’in Merak Defteri. Hikâyenin sonunda yer alan bu bölüm, çocuklara sadece eğlenceli bir yolculuk sunmakla kalmıyor, aynı zamanda onları araştırmaya, öğrenmeye ve dünyayı merak etmeye davet ediyor. Her sayfa, bir bilgi hazinesi ve bir öğrenme fırsatı. Ve elbette, kitabın sıcaklığına Tokat’ın kültürel dokusu...

Tragedyanın Doğuşu – Friedrich Nietzsche

Sanatın karanlıkla dansı Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu adlı eseri, yalnızca bir felsefe kitabı değil; aynı zamanda sanatın, acının ve yaşamın özüne dair bir çığlık. Genç Nietzsche, burada akıl ve coşku arasındaki çatışmayı, yani Apolloncu düzen ile Dionysosçu taşkınlığı karşı karşıya getiriyor. Okurken bazen kendimi bir sahnede, trajik bir oyunun tam ortasında hissettim; çünkü Nietzsche, tragedyanın sadece tiyatro sahnesinde değil, hayatın kendisinde yaşandığını söylüyor aslında. Nietzsche’nin sanatı bir 'kaçış' değil, tam tersine acıyla yüzleşmenin en asil yolu olarak görmesi beni etkiledi. Apollon, hayalin ve ölçünün tanrısı olarak yaşamı biçimlendirirken; Dionysos, coşkunun, içgüdünün ve sınır tanımayan yaşamın sembolü. Nietzsche’ye göre gerçek sanat, bu iki gücün buluştuğu yerde doğuyor — ne tam düzen, ne de tamamen kaos. Yani insanın varoluşu da biraz böyle değil mi? Ne aklın ne duygunun tam hâkimiyetinde… ikisinin arasındaki o kırılgan denge. Nietzsch...

ONCE – Hayatınıza Girecek Bir Şarkı

Film Adı: Once Oyuncular: Glen Hansard, Markéta Irglová Süre: 86 dakika Çıkış Tarihi: 2007 Once ’ı ilk izlediğimde aklıma gelen ilk şey, filmin sessizliği ve sadeliği oldu. Öyle büyük patlamalar, dev sahneler ya da klişe aşk sahneleri yok; yerine, iki insanın birbirine müzikle açılmasını izliyorsunuz. Glen Hansard ve Markéta Irglová’nın performansları öyle doğal ki, sanki kamera sadece bir köşede onları izliyor ve siz de tesadüfen tanık oluyorsunuz. Glen Hansard’a bakarken bir an durup düşündüm: Nedense bana Mete Horozoğlu’nun Öyle Bir Geçer Zaman Ki ’deki Soner’i hatırlattı. Aynı hüzünlü bakışlar, içine kapanık ama bir o kadar samimi duruş… O an anladım ki, filmdeki büyü, oyuncuların yeteneğinden çok, bu içtenliğin ve dürüstlüğün kameraya geçmesinden geliyor. Ve müzik… Ah, müzik! Filmin ruhu tam olarak burada gizli. Sadece bir fon değil, hikâyeyi anlatan dil. Glen ve Markéta sahnelerde şarkı söylemeye başladığında, kelimeler yetersiz kalıyo...