Gece Yarısı Kütüphanesi: Yaşanmamış Hayatların Hüznü ve Yaşamanın Cesareti
Bazı kitaplar okunur ve unutulur. Bazıları ise okurun zihninde sessizce yaşamaya devam eder. Matt Haig'in Gece Yarısı Kütüphanesi benim için ikinci türden bir kitap oldu. Son sayfayı çevirdikten sonra bile Nora Seed'in soruları, pişmanlıkları ve arayışları uzun süre benimle kaldı.
Belki de bunun nedeni, romanın çok eski ve çok insani bir yaraya dokunmasıdır:
"Ya farklı bir karar verseydim?"
İnsan hayatı biraz da kapanmış kapıların hikâyesidir. Seçtiğimiz her yol, aynı zamanda vazgeçtiğimiz başka yollar anlamına gelir. Yıllar sonra dönüp baktığımızda ise çoğu zaman yürüdüğümüz yolu değil, yürümediğimiz yolu merak ederiz.
Nora Seed de tam bu merakın ve pişmanlığın içinde yaşayan bir karakter. Hayatının en karanlık gecesinde kendisini Gece Yarısı Kütüphanesi'nde buluyor. Raflarda duran her kitap, yaşayabileceği başka bir hayatın kapısını açıyor. Başka kararlar vermiş olsaydı nasıl bir insan olacağını görme fırsatı buluyor.
Romanın en güçlü yanı da burada başlıyor.
Çünkü Nora'nın yolculuğu aslında bizim yolculuğumuz.
Onunla birlikte şunu fark ediyoruz: İnsan yaşamadığı hayatların yalnızca aydınlık taraflarını hayal ediyor. Oysa her hayatın kendi yalnızlığı, kendi kaybı ve kendi acısı var. Dışarıdan mükemmel görünen hayatların bile içinde görünmeyen çatlaklar bulunuyor.
Bu düşünce bana sık sık Tolstoy'un kahramanlarını hatırlattı. Özellikle Levin'i...
Levin de hayat boyunca anlam arıyor, başka ihtimalleri düşünüyor, tatminsizliklerle mücadele ediyor. Ancak sonunda büyük cevapların uzaklarda olmadığını anlıyor. Mutluluk çoğu zaman gözümüzün önünde duran hayatın içinde saklıdır.
Nora'nın hikâyesi de benzer bir yere varıyor.
Roman boyunca onu yargılamak yerine anlamaya çalıştım. Çünkü Nora'nın depresyonunu bir şımarıklık olarak görmek mümkün değil. Onun yaşadığı karanlık, tek bir olayın değil; üst üste gelen kayıpların, hayal kırıklıklarının ve yalnızlığın sonucu.
Hayat bazen insanı yavaş yavaş yoruyor.
Bazen bir gün gelip de artık taşıyamadığımızı hissediyoruz.
Nora'nın kırılma noktası tam da böyle bir yerden doğuyor.
Bu yüzden romanda beni en çok etkileyen karakterlerden biri Bayan Elm oldu. Bana göre o yalnızca bir kütüphaneci değil. O, umudun sesi. Yargılamadan dinleyen, hüküm vermeden yol gösteren bir bilgelik.
Bayan Elm'in varlığı bana hayatın zor zamanlarında karşımıza çıkan o nadir insanları hatırlattı. Bazen bir dostu, bazen bir öğretmeni, bazen de iyi bir kitabı...
Romanın sonunda Nora'nın kusursuz bir hayat bulamaması bazı okurları şaşırtabilir. Ancak ben tam tersine, kitabın en güçlü tercihlerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum.
Çünkü mesele başka bir hayat seçmek değil.
Mesele yaşadığımız hayatı yeniden görebilmek.
Gece Yarısı Kütüphanesi bana şunu hatırlattı:
Mutluluk her zaman başka bir şehirde, başka bir ilişkide ya da başka bir kariyerde olmayabilir. Bazen eksik olduğunu düşündüğümüz hayatın içinde bile fark etmediğimiz güzellikler vardır.
Romanı bitirdiğimde içimde büyük bir coşku değil, sakin bir umut kaldı.
Hayatın bütün sorularına cevap vermeyen ama yaşamaya devam etmek için yeterince ışık bırakan bir umut...
Belki de kitabın asıl başarısı burada yatıyor.
Bize yeni bir hayat vermiyor.
Ama elimizdeki hayata yeniden bakmayı öğretiyor.
Son Söz
Hepimizin zihninde bir Gece Yarısı Kütüphanesi vardır.
Raflarında yaşanmamış hayatlar, verilmemiş kararlar ve söylenmemiş sözler durur.
Fakat yaşam, o raflardaki kitaplarda değil; şu an elimizde tuttuğumuz hikâyede devam eder.
Ve belki de cesaret, başka bir hayat aramakta değil; kendi hayatımızın sayfalarını çevirmeye devam etmektedir.
"Pişmanlıklar hayatı ağırlaştırır."
"Bir şeyi yapmanın ve yapmamanın sonuçlarını aynı anda bilemezsiniz."
"Yaşamak için hiçbir zaman tek bir doğru yol yoktur."
"Hayat, yaşayabileceğimiz şeylerle doludur."
"Kendini başka hayatlarla değil, kendi hayatınla tanı."
"İnsan çoğu zaman kaybettiklerine odaklanırken sahip olduklarını göremez."
"Hiç yaşanmamış hayatlar kusursuz görünür."
"Umut, her zaman yeni bir başlangıç değildir; bazen devam etmeyi seçmektir."
"Gece Yarısı Kütüphanesi bana şunu hatırlattı: İnsan bazen başka bir hayata ihtiyaç duyduğunu sanır. Oysa ihtiyaç duyduğu şey, kendi hayatına yeniden bakabilmektir."
Yorumlar
Yorum Gönder