Bir çocuğun saatlerce ekran karşısında vakit geçirmesi bugün birçok yetişkinin aynı endişeyi dile getirmesine neden oluyor:
“Bu çocuk oyun bağımlısı olmuş.”
Peki gerçekten mesele yalnızca oyunlar mı?
Yoksa çocuklar ve gençler, gerçek hayatta bulamadıkları başarı hissini, aidiyet duygusunu ve görülme ihtiyacını dijital dünyada mı arıyor?
Belki de uzun zamandır yanlış soruyu soruyoruz.
Çünkü oyunlar yalnızca eğlence sunmuyor. Aynı zamanda ödül veriyor, ilerleme hissi yaratıyor ve kişiye “başarabiliyorum” duygusunu hissettiriyor. Gerçek hayatta sürekli eleştirilen, kıyaslanan ya da yetersiz hissettirilen bir çocuk; dijital dünyada bir anda güçlü, başarılı ve görünür biri hâline gelebiliyor.
Üstelik bugünün teknolojisi, çocukların dikkatini çekmek için geçmişte hiç olmadığı kadar güçlü araçlara sahip. Hızlı videolar, anlık ödüller, sürekli yenilenen içerikler ve oyunların sunduğu dopamin döngüsü; özellikle gelişim çağındaki zihinler için son derece çekici bir yapı oluşturuyor.
Gerçek hayatın yavaşlığı ile dijital dünyanın sürekli uyarı veren temposu arasında kalan birçok çocuk, zamanla ekranlarda kendini daha “canlı” hissetmeye başlıyor.
Ne yazık ki eğitim sistemi de çoğu zaman bu boşluğu dolduramıyor. Bugün birçok öğrenci; sınav odaklı, ezbere dayalı ve hata yapmayı neredeyse cezalandıran bir düzenin içinde büyüyor. Oysa oyunlar çocuklara yeniden deneme hakkı veriyor. Hata yaptıklarında oyundan tamamen silinmiyorlar; tekrar deneyebiliyor, ilerleyebiliyor ve emeklerinin karşılığını görebiliyorlar.
Belki de bu yüzden bazı gençler gerçek dünyada bulamadıkları kontrol hissini oyunlarda buluyor. Çünkü orada ilk kez “yetersiz” hissetmiyor olabilirler.
Elbette bu durum oyun bağımlılığını romantikleştirmek anlamına gelmiyor. Saatlerce ekran başında kalmanın fiziksel ve psikolojik zararları gerçek. Ancak yalnızca yasaklarla çözüm aramak da çoğu zaman yeterli olmuyor.
Bu noktada ailelerin rolü yalnızca ekran süresini kısıtlamak olmamalı. Çünkü bir çocuğun elinden telefonu almak, onun içindeki boşluğu otomatik olarak doldurmuyor.
Elbette çocukları spor, sanat, müzik, resim ya da farklı sosyal aktivitelere yönlendirmek çok değerli. Ancak bazen aileler yalnızca “bir kursa göndermeyi” yeterli bir çözüm olarak görebiliyor.
Oysa çocukların yalnızca meşgul edilmeye değil, anlaşılmaya da ihtiyacı var.
Birlikte geçirilen zamanın yerini hiçbir ekran yasağı ya da hiçbir aktivite tam olarak dolduramıyor. Çünkü çocuklar en çok, kendilerini güvende hissettikleri ilişkilerin içinde gelişiyorlar.
Çocuk; korkmadan konuşabilmeli, hata yaptığında aşağılanacağını düşünmemeli ve duygularını saklamak zorunda hissetmemeli.
Çünkü korku çoğu zaman duyguları bastırmayı öğretir.
Ailesinden korkan bir çocuk bazen yalan söylemeye, bazen de kendi içine kapanmaya başlar. Gerçek hayatta anlaşılmadığını hisseden bazı çocuklar ise zamanla kendilerine başka dünyalar kurar; kimi zaman oyunlarda, kimi zaman hayallerinde, kimi zaman da tamamen sessizleşerek…
Bu yüzden çocukların yalnızca davranışlarını değil, duygularını da anlamaya çalışmak gerekiyor.
Belki de mesele yalnızca çocukların oyun oynaması değil.
Belki mesele, gerçek dünyanın onlar için yeterince yaşanabilir olmaması.
Çünkü insan bazen en çok, kendini görünmez hissettiği yerden kaçmak ister.
Yorumlar
Yorum Gönder